Saturday, January 30, 2010

Balık yağı her bir şeye iyi gelir

Geçen kan tahlili sonuçlarım çıktı. Kansızlık, Vitamin D bir de şimdi çıkaramadığım bir şey daha eksikmiş.“

Nedir?”

“Vücudumuzun ihtiyaci olan temel minerallerden biri,” dedi doktor. Bunu herkes bilmeli tadında. çaresi? Balık yağı.

Geçen hafta da göz doktorum balık yağını onermişti. Bugün de cilt doktoru, cilt kuruluğuna ne iyi gelir biliyor musun? diye sordu.

“Dur tahmin edeyim, balık yağı mı?”

Ulan ne balık yağıymış be! Balık yağına olan bitmek bilmeyen ihtiyacımız belki de insanlarin bir dönem su memelileri olduğunun bir başka kanıtı.

Çocukken kilo alayım diye içirirlerdi bu mereti. Yoğun yağ boğazından akarken her yere damlacıklarını bırakır. Hele kokusu, bütün gün midenden püfür püfür gelir artık.

“Artık çok değişti, günde iki kapsül aldın mı, tamamdır,” dedi doktor. Ee, kokusu değişmemiş. Ofisteki çekmecende bir gece unuttun mu, tamamdır.


Çocuk olmanın başka birçok zorlukları vardı. Bir kere aşağı yukarı diğer çocuklarla ayni şeylerden hoşlanman beklenirdi. Mesele hoşlanmak değil canım, aklınıza gelebilecek her türlü fiziksel her aktivitede aklınıza gelmiyecek kadar beceriksizdim. (Oh, be söyledim. Hem artik iş güç sahibi koca kadınım). Ip atlamayi sevmezdim, toptan ödüm kopardı, hala takla atamam. Tek sevdiğim spor salıncakta deli deli sallanmaktı. Adet görüp boy atınca basketbol oynatalım buna, demişti beden dersi hocası, “Top sana gelince kaçmıcan, yakalayıp atıcan” diye de sabırla anlatmıştı. Her yıl yeni bir beden hocasının durumumu kabullenip yakamı bırakmasını beklemek yetmiyormuş gibi bir de zorunlu folklör dersi çıkarmışlardı bir ara. Her Perşembe 13:00’da. Bir fiziksel rahatsızlığı olanlar, daha çok da eşofman giymek istemeyen türbanlı kızlar doktordan raporu çakıp derse kenarda oturarak iştirak etme hakkı kazanırlardı.

“İdrar yolları iltihabı sayılmaz mı?” Sayılmaz, dedi annem. Ben de bir Çarşamba gecesi aldım zamanın gözde aletlerinden maket bıçağını avucumun icinde derin bir kesik acacağım ki folklörden kaytarabileyim. Yemedi tabii, vücut kendini korumaya programlanmış. Ufak bir çizik attım ama derine inemiyorum. Midem filan bulanıyor. Zaten elini kesmek folklör kariyerini nasıl bitirecek şaşkın? Break dans mı bu, bari ayağını filan burk. (Ama ben hiç kaderime razı olmadım bebeğim. Kabul, seni tanımadan evvel kendime zarar verme konusunda acemiydim).

O ancak dokunulduğunda leke yapan yara bile işe yaradı. Annem dersten kaçma uğruna yapabilecegim manyaklıklardan tırstı. Nasıl bir rapor aldılar doktordan, hocaya “üşütük kontenjanından” kenarda dursun mu dediler bilmiyorum. Merak da etmedim. Perşembe kutlu günümdü artık. “aklımı seveyim, nasıl da kaytardım yoksa ben de şunlar gibi hop hop debelenicektim” diye keyifle arkama yaslanıp kitabımı okudum.

Yetişkinlik sultanlık. Ne yapsam beni sevecek birilerini buluyorum. Sevmeseler de yuzume söylemezler zaten. Insan kendi ortamını secebiliyor. Mesela doktora yapabiliyorsun.“A, ben de hiç dışarda oynamaz, evde kitap okurdum,” diyen arkadaşların oluyor. Gelsin şarap ve sigara. Balık yağını da çocuklara kakalarız.

2 comments:

  1. :)) ben bu öyküyü çok komik buldum neden bilmiyorum ama çok güldüm :) yanlış bir hissemi kapıldım bilmiyorum. Ancak şu anda tüm öyküleri bir çırpıda okumak istedim. Tekrar okuyacağım. Ama eğlenceli geldi. Eğer başka bir gün farklı bir modda okursam ağlayabilirmde değil mi:)))

    ReplyDelete
  2. çünkü güzel anlatıyor, güzel öykülüyor.
    takipteyiz.

    ReplyDelete