Sunday, January 31, 2010

Doyumsuz Zevkler Tadacaksın

Üç yüz küsur sayfa okuması olan doktora öğrencisinin Youtube’da bir kipten ötekine geçişi insan zihninin bir düşünceden diğerine atlaması kadar hızlı ve takibi zordur. Yoksa ben özellikle mi arayıp buldum Ahu Tuğba’nın (filmdeki adıyla Lale’nin) üvey babası tarafından tecavüze uğradığı sahneyi? Gerçi sahne adam kızın üstüne atlaması ile bitiyor ama sanırım akıbet bu. Yalnız öyle diyaloglar var ki insan tecavüzün dehşetine bile duyamıyor, işte babanın kızımızın üstüne atladığı sahne:

“Seni seviyorum Lale. Çok güzel günlerimiz olacak. Doyumsuz zevkler tadacaksın.”

Dayı (ya da “Hey, dostum!”) bir dön de bak kendine, misyoner pozisyonunu almış, kafanı kızın boynuna gömmüşken “doyumsuz zevkler” vaadinde ne kadar inandırıcısın?

Bu arada madem 300 sayfanın 61’ini okudum, kanepede uzanıp biraz keyif çatmayı hak ettim. Bir yandan da düşünüyorum, bu sahneleri kim yazmış? Biri yazmış kesin, öyle “Anladın di mi, Ahu’nun üstüne atlıyosun. Hadi başlıyoruz ışık, kamera!...” diye çekilmemiş sahneler. O cümleler spontane çıkmaz.

Önce kalkıp internette arayayım senaryo yazarını, dedim. Aranırsa bulunur muhakkak. Ama benim kati gerçeklerle ne işim olur? Sosyal, yani “yalandan” bilim adamıyım artık. Üstelik kanepede yatma istihkakımı ziyan etmem. Yattığım yerden hipotezler üretirim:

Yazarımız yönetmenin amcaoğludur. Aslen Karayolları İdare’sinin tütün ve bayat çay kokusu sinmiş ofislerinden birindeki sarı metal üstüne kahverengi formika bir masalardan biri onundur. Senaryo işinden cebine pek bir şey kalmaz ama Ahu’lu, “doyumsuz zevkli” sahneler onun mahpushane yatağından, o da kafasını parmaklıkların arasına sokup sağa doğru iyice sokulunca, ucundan görülen Marmara Denizi gibidir. Ayrıca akşam yemeklerinden sonra yatak odasına çekilip çocukların ve hanımın gürültüsünden uzaklaşmak için de güzel bir bahanedir. Hanıma kalsa, olmaz olsun bu yazma sevdasından gelen para, “her şeyi bitti, fıstığı yeşili kaldı,” diye söylenir.

Sonra dedim ki, pek de bir erkeğin ağzından çıkmışa benzemiyor bu laflar. Neden bir kadın olmasın? Mesela yazarımız 40’larının sonunda, bütün yılı Silivri’de geçiren etine dolgun bir bayan olabilir. Verandaya attığı beyaz plastik masada gündüzleri yazar, geceleri konken oynar.

Belki de “kadınların hoşuna gidecek sözler” yazmaya çalışan bir erkektir yazarımız. Çalışmak dediysek, çok da sıkmaz kendini. Yoksa aslında nasıl da umutluydu ondan abi dediği edebiyatçılar. Biraz ayık gezse, neler yazar. Ama yok, esnaf lokantasında karnını doyursun, şarabını alıp Cihangir’deki buz gibi bodrum katına gidip ısınmak için sigara üstüne sigara yaksın. Mutfak masasında taşlaşmış ekmek kırıntıları:

Üvey baba: “Doyumsuz zevkler tadacaksın,” dedi.

No comments:

Post a Comment