Thursday, January 28, 2010

Adımla Çağır Beni

“Bok, bok…bok dolu bir çuvalsın! Midemi bulandırıyorsun kadın.”

Sonra kadınla adam soluk yeşil bir arabaya binip gittiler.

“Adamın kadına ne dediğini duydun mu? Şiddet bu!” dedim.

“Şiddet ağırlığı olan bir kelime… Sağlıksız iletişim de diyebiliriz,” dedi.

Olsun ağırlığı kelimenin, işaret ettiği şey kadar. Eşyayı adıyla çağırmalı. Bak, başlayınca durmayabilirim: vajina, regl, prezervatif. Ayrıca onun adı “oyun oynamak,” “oynaşmak” ya da “yaramazlık yapmak” değil sekstir. Bir şeyin adı kendisidir. Yoksa şöyle cümleler de kurabilirdim: “Sen miydin beni terk eden, yoksa dudaklarımda kalan çocukluğum mu? Ve aşk zaten ay ışığında çırılçıplak ata binmek gibidir…”Plastikten şiir. Mikrodalgada 4-5 dakika (süre fırın ayarlarına göre değişebilir).

Geçen öylesine ağzımdan çıktı: “Şunu uzatır mısın sevgilim.” “Bana ilk defa 'sevgilim' dedin” diye söylendin. Fark etmemişsin demek, bazen durup dururken düşünüyorum seni çağırdığım adını. “Çok rastlanan bir isim işte” diyorsun,
oysa benim için yeni senin adın. Söylerken bu adın ne kadar sen olduğunu ve senin başka adının olamayacağını düşünüyorum. O ismi sana koyanların o sırada nerde neler yaşadıklarını hayal ediyorum. Merak ediyorum, çocukken ismin yüzünden başın derde girdi mi hiç? Hiç başka ismin olsun istedin mi? Geriye çekilip ismine bir başkasının ismi gibi baktın mı?

Benim adımı bir şiirde görmüş babam, henüz sevgililermiş annemle. 18 yaşında bir kızdır Tanya, 18 yaşıma bastığımda bir daha okudum o şiiri. Sonra bir vatandaşlık dersi hocası vardı, Hıristiyan adı bu diye yoklamada bile adımı ağzına almazdı. Bir adam tanıdım çok soğuk bir ülkede, bembeyaz saçlarını siyaha usanmadan boyardı: “Karımın adı da Talya’ydı senin gibi,” derdi. Benim adım “Tanya” diye düzelttim her seferinde. Her görüşmemizde beni yine “Talya” diye çağırdı.
Birinin adı biraz da kendisi olmuştur bizim yaşımızda. O yüzden ilk sen her defasında adımla çağır beni.

No comments:

Post a Comment