Yarın kar fırtınası geliyor. Arkadaşlarla alışverişe gittik. Şimdi evimde beyaz peynir, fırından yeni çıkmış taze ekmek ve ocakta da demlenmiş çay var. Tanrım, evim sıcak bir yuva oldu. Üstelik bu defa eve erken de geldim.
Bacaklarımı masanın üzerine atmış çayımı yudumlarken, özgürlük de bayacak mı bir yerden sonra diye sordum kendime. Aile, çoluk çocuk diye düşündüm-iki dakika. Sonra hemen yahu biri olsa illa ki karışacak bana dedim: Bacağını masaya atma, erken kalkacaksın yat oyalanma vs vs. Zor iş, düşüncesi bile uyku yaptı.
Ben asıl hareket halindeki şiirden bahsedecektim. Okuduğum bir araştırma makalesindeki altı deneyden biri. Makaleye referans da verirdim ama uyku bastırdı dedim ya, üşendim açıp bakmaya. Deneyde bir şairin hayatını, mesela cinsel tercihlerini bilmenin insanların o şairin eserlerini algılayışını etkilediğini bulmuşlar. Hareket eden şiir adı, kişilerin bu bilgiyi edinmekle kendilerinde olan değişikliği şiire atfetmelerinden geliyor. Bu deneyi (yaşasın hayatım boyunca almam gereken son ders olan) Benlik Psikoloji’si dersinde sundu biri. Sunum bitince ben de hemen soru sordum. Çünkü benim konuşmam lazım. Sadece dinlersem bir süre sonra zihnim alıp başını gidiyor. Mesela zamanda yolculuk yapıp ortaokuldaki coğrafya öğretmenimle, kutsal eğitim yuvası Anadolu Lisesi sıralarında öpüşebiliyorum.
Herneyse, sorum şuydu. Şairin eşcinsel olduğunu bilmemiz onun eserlerini algılamamızı etkilemesi uyumsal (adaptif, yahu Türkçesi de olmamış bunun, yani iyi bir şey) midir, yoksa bir çeşit önyargı mıdır? Bir yandan bir sanatçının eserini onun yaşadığı çağdan ve o çağın sanat geleneğinden ayrı değerlendirmek mümkün değil. Hatta bazı sanatçılar için onun hayatını bilmeden eserlerini anlamak mümkün değil derler. Öte yandan bir sanat eserinin uyandırabileceği bir sürü farklı his ve düşünceye eşit şekilde açık olmakla ondan daha fazla zevk almış olmaz mıyız? Belki de şair de şiirin hayatını bilmeyen gözlerce okunmasını tercih ederdi.
Derste tabii, ikisi de doğru sonucuna vardık. Bu sosyal psikolojide hep öyle oluyor zaten. Ama sanata gelince, ben bir eseri akademisyen gibi değerlendirmektense önce naif bir gözle algılamayı tercih ederim. Öteki türlü eserle arana entelektüel bir mesafe koymuş oluyorum. Önce bir tadına varayım, sonra belki bir de yazarın hayatını, eserin yaratıldığı koşulları bilen bir gözle bakarım. İkisini de yaparım, ne olacak? Karışanım edenim mi var? Ayrıca her gün çay demlesem bu tadı vermez.
Thursday, February 4, 2010
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment